merhaba lan blogum(samimiyiz ya, ondan şeediyorum, yerim lan seni, şeker şey!:P)
bugün en sonunda kaç gündür aklımda olan şeyi yazabildim. kaçtır aklımdaydı sadakat üzerine yazmak, kısmet bugüneymiş. bence iyi oldu, "bende olmayan şey" diyecektim, o biraz ağır geldi bana, sonra vazgeçtim.:)
bak böyle blogum:
sadakat
aklımın almadığıdır. almayacak da muhtemelen. sadakat nedir ki?
sırf birini sevdiğin için biriyle beraber olmamak mı? e az önce göz süzdün yanından geçen hoş kadına/yakışıklıya?
işine sadık olduğun için istifa etmemek mi? eh be güzelim, fiyatın ne kadar?
en yakın arkadaşını affetmek mi? ama sen zaten en yakın arkadaş olarak seçtiğine göre, bütün sırlarını biliyor, elbette ona sadık kalmalısın, yoksa bütün açıkların çıkar meydana... zorunlusun zaten buna?!
fiyatım yok diyenlere inanmadığımdandır sadakate inanmayışım. herkesin bi fiyatı var artık bu yeni dünya düzeninde. ve elbette sadakatim de, fiyatım yüksek tutulduğu sürece geçerli. fazla olarak, bunu söylediğim için dürüst sayılırım(sadakat dürüstlük kabul etmez mesela; örten, kapatan şeydir sadakat.).
elenium ya da tamuli, hatırlamıyorum hangisiydi, orda diyordu:
"git ve bir süre için başka birini sev, ben aldırmam. ikimiz de mutlu olduğu sürece, kimin mutlu ettiğinin ne önemi var ki?"
sadakat bence budur.
sözlükten (ç)alıntı.
16 Nisan 2009 Perşembe
15 Nisan 2009 Çarşamba
inan ki teksin
uyku tutmami$ yine beni pi$manliklar yakamda
silip atmak kolay her$eyi, deli gonul dinler mi?
bana kalsa cekip gidicem ama buna deger mi?
seni coktan affettim ama istanbulu asla
inanki teksin, sen benim bir tanemsin
yanimda yoksun, alkole sebepsin
resimlerin olmasaydi, unuturdum belki de
hatirlamazdim gulu$unu uzulurdum herhalde
degil seni kendimi bile du$unmez oldum
ben hep senin kaldim ama sen ellerin oldun
inanki teksin..
negzel söylemiş gökhan semiz. altıncıya dinliyorum ben. siz de bulup dinleyin, evet.
"alkole sebepsin..."
silip atmak kolay her$eyi, deli gonul dinler mi?
bana kalsa cekip gidicem ama buna deger mi?
seni coktan affettim ama istanbulu asla
inanki teksin, sen benim bir tanemsin
yanimda yoksun, alkole sebepsin
resimlerin olmasaydi, unuturdum belki de
hatirlamazdim gulu$unu uzulurdum herhalde
degil seni kendimi bile du$unmez oldum
ben hep senin kaldim ama sen ellerin oldun
inanki teksin..
negzel söylemiş gökhan semiz. altıncıya dinliyorum ben. siz de bulup dinleyin, evet.
"alkole sebepsin..."
14 Nisan 2009 Salı
beni kandırma aklım, yabancın değilim.
merhaba blogcan(bu da kediye pisican demek gibi oldu ama idare et, biliyosun kedileri de çok severim)
azzzz önce, bi şarkı aklıma geldi, yaşar'ın, sana o konuda yazacaktım, ama kopası kafam tutamadı o şarkıyı içerde, kötüsü hiç bi fikrim yok şu an, bilgisayarı alt üst ettim, bulamıyorum.:( blog be, yaşlanıyo muyum ben yoksa? ya da nebliim, noluyo bana?
o değil de, şa-ha-ne bi şarkı buldum, çok severdim ben bunu, şimdi dinliyorum: gözler aynı sen. geçende bi entrymde de belirtmiştim bunu, kurbaa gözlü adam sevmeyle alakalı olarak.
kalp ku$um atisi senden sorulur
hala su gonlumun
ucma kon guzel ku$um dem vurulur
hala sevdan konusu dost meclisimin
ya gel benim ol
ya da git acini ya$at
sozler hayli cikmazlarda
soz ver haydi sen
dun birini gordum yolda
gozler ayni sen
bizler ayni kalmadik ki
hayat degisirken
ben birini sevdim ama
gozler ayni sen
sevmek birseyi sevmektir sen kadar
aski bana yanlis ogretmis kader
ya$ar - masal..
eheh. negzel bi şarkı bu. "sevmek birseyi sevmektir sen kadar/aski bana yanlis ogretmis kader"
negzel diyo. sevmek böyle bi şi işte. ehehe. sırıtıyorum ben yeminne.
...
sırıtmıyorum lan. sıkıldım ben bundan. çabuk sıkılır oldum iyice bu aralar. bu adamı seviyorum, ama ben değil miydim bu şarkılar için "aşkıııııııııııııııım bizim olsun buuu" diye şirinlik yapan? sonra da bunları hatırlayıp anıra anıra ağlayan. dinlemicem böyle şarkılar. evet. dinlemicem.
etek sarı dinlicem. hiç bi hatırası yok. riski yok anasını satiiim.
höperim blog, öpülecek yerlerinden. beni merak etme, iyiyim.
azzzz önce, bi şarkı aklıma geldi, yaşar'ın, sana o konuda yazacaktım, ama kopası kafam tutamadı o şarkıyı içerde, kötüsü hiç bi fikrim yok şu an, bilgisayarı alt üst ettim, bulamıyorum.:( blog be, yaşlanıyo muyum ben yoksa? ya da nebliim, noluyo bana?
o değil de, şa-ha-ne bi şarkı buldum, çok severdim ben bunu, şimdi dinliyorum: gözler aynı sen. geçende bi entrymde de belirtmiştim bunu, kurbaa gözlü adam sevmeyle alakalı olarak.
kalp ku$um atisi senden sorulur
hala su gonlumun
ucma kon guzel ku$um dem vurulur
hala sevdan konusu dost meclisimin
ya gel benim ol
ya da git acini ya$at
sozler hayli cikmazlarda
soz ver haydi sen
dun birini gordum yolda
gozler ayni sen
bizler ayni kalmadik ki
hayat degisirken
ben birini sevdim ama
gozler ayni sen
sevmek birseyi sevmektir sen kadar
aski bana yanlis ogretmis kader
ya$ar - masal..
eheh. negzel bi şarkı bu. "sevmek birseyi sevmektir sen kadar/aski bana yanlis ogretmis kader"
negzel diyo. sevmek böyle bi şi işte. ehehe. sırıtıyorum ben yeminne.
...
sırıtmıyorum lan. sıkıldım ben bundan. çabuk sıkılır oldum iyice bu aralar. bu adamı seviyorum, ama ben değil miydim bu şarkılar için "aşkıııııııııııııııım bizim olsun buuu" diye şirinlik yapan? sonra da bunları hatırlayıp anıra anıra ağlayan. dinlemicem böyle şarkılar. evet. dinlemicem.
etek sarı dinlicem. hiç bi hatırası yok. riski yok anasını satiiim.
höperim blog, öpülecek yerlerinden. beni merak etme, iyiyim.
22 Mart 2009 Pazar
ruzigarımın esintileri
merhaba blog(farkındaysan bu sefer lan demedim),
naber? ben aşıım olm. gene aşık oldum. grip olur gibi aşık oluyorum, zaten etkisi de grip kadar sürüyor.
(eskiden bir zatürre olmuşluğum da vardı, hala çekiyorum o illeti, onu saymıyoruz.)
ruzigarımın eski bölümlerini izleyip izleyip, iç geçiriyorum. "negzel gözleri var laaaaaaaan, ne şirin kurbaa gibi..:)" diyorum kendi kendime. komik oluyor böyle deyince ama, kendi kendime konuştuğumun da o zaman farkına vardım. çok tatlı be, var ya, çok şaane.
... de işte, bi kusuru ankaralı. üstelik benim okulumdan. nası es geçtim ben bu cıvırı? kafamı hangi taşa çalsam bilemiyorum şinci...
o değil de, o zaman tanısaydım meselağ, sevmeyebilirdim; kendisinin fazlasıyla ukala olduğunu bildiren kimi duyumlar da aldım, nebliim, aşk böyle güzel işte, pılatonik pılatonik güzel gidiyo...
ama yaaaaa, bana da öyle baksa, ama rol yapmasa... zannımca benden kısa ama, olsun, öyle baksa, eğilip de... beni uyandırsa, çay koysa, kızsa(ki muhtemeldir, diğerleri olmasa da bunu yaşardık), bağırsa, çağırsa, kavga etsek(bu konuda iyiyim), barışsak sonra...
fırtınalı bi aşk yaşasak. zaten ancak o olur...
turnam gidersen başkente, turnam yare selam söyle...
karlı dağların ardında, turnam yare selam söyle...
- şövalyeler pazartesi rüzgarı odamda istiyorum!
not: sonuna iyi getirdim de bağlayamadım. ama yarın benim olsa, negzel olur du di mi lan blog("lan" dedim ama, bu "lan" ferhan şensoy lan'ı idi, sonradan şeyolmasın.)?
höperim gıdılardan, canım blogum!:)
naber? ben aşıım olm. gene aşık oldum. grip olur gibi aşık oluyorum, zaten etkisi de grip kadar sürüyor.
(eskiden bir zatürre olmuşluğum da vardı, hala çekiyorum o illeti, onu saymıyoruz.)
ruzigarımın eski bölümlerini izleyip izleyip, iç geçiriyorum. "negzel gözleri var laaaaaaaan, ne şirin kurbaa gibi..:)" diyorum kendi kendime. komik oluyor böyle deyince ama, kendi kendime konuştuğumun da o zaman farkına vardım. çok tatlı be, var ya, çok şaane.
... de işte, bi kusuru ankaralı. üstelik benim okulumdan. nası es geçtim ben bu cıvırı? kafamı hangi taşa çalsam bilemiyorum şinci...
o değil de, o zaman tanısaydım meselağ, sevmeyebilirdim; kendisinin fazlasıyla ukala olduğunu bildiren kimi duyumlar da aldım, nebliim, aşk böyle güzel işte, pılatonik pılatonik güzel gidiyo...
ama yaaaaa, bana da öyle baksa, ama rol yapmasa... zannımca benden kısa ama, olsun, öyle baksa, eğilip de... beni uyandırsa, çay koysa, kızsa(ki muhtemeldir, diğerleri olmasa da bunu yaşardık), bağırsa, çağırsa, kavga etsek(bu konuda iyiyim), barışsak sonra...
fırtınalı bi aşk yaşasak. zaten ancak o olur...
turnam gidersen başkente, turnam yare selam söyle...
karlı dağların ardında, turnam yare selam söyle...
- şövalyeler pazartesi rüzgarı odamda istiyorum!
not: sonuna iyi getirdim de bağlayamadım. ama yarın benim olsa, negzel olur du di mi lan blog("lan" dedim ama, bu "lan" ferhan şensoy lan'ı idi, sonradan şeyolmasın.)?
höperim gıdılardan, canım blogum!:)
19 Mart 2009 Perşembe
soluk soluğa
merhaba lan blog(bu seslenişi sevdim, normalde "lan" demeyi sevmem ama, burda yabancımız yok nas'lolsa),
naber? napıyosun?
ben iyiyim galba. başlıktaki şarkıyı dinliyorum. bence saçma bi şarkı bu. ama seviyorum. saçma olması sevmemi engellememiş anlaşılan. evet.
bakalım şimdi ne çalıcaaaaaak: benim olsun bu! hadi ama winamp!
...
ne bahtsızım ben be! şarkı listesi bitmiş. hemmen şafıllıyorum bebeyim: haluk levent - yalan.
a, bak bu şarkı şaaaanedir.
"hergün unuttum diyorum
artık bitti bugün yepyeni bir gün
sonra küçük bir bakışın senin
küçücük bir gülüşün alevlendiriyor külleri
soranlara unuttum diyorum
adı neydi hatırlamıyorum
ben artık sevmiyorum
yalan
ama öyle demiyor içim
susmuyor susmuyor kalbim
hala deli divaneyim
nereye gitsem ne yapsam
herşeyde sen güzelde ve çirkinde
güzelde sevgin var insafsız
çirkinde koyup gidişin
sevmiyorum deyişin "
bak işte. yapmıcaktın bana bunu...
evet, soranlara unuttum diyorum, çemkiriyorum hatta, ama yalan be. ben biliyorum işte bunu. hala nevresimde kokusunu aradığımı da saklıyorum kendimden. halbuyse aranıyor işte.
bazen neyi özlediğimi de unutuyorum, adını unuttuğum gibi: adını unutmaya devam ediyorum.
biliyorum, girişle son pek uyumlu olmadı ama, winamp tanrıları beni sevmiyor demek ki, bugün kurban olarak beni seçtiler blog.
napalım, bu da varmış kaderde. höperim seni.
yeni şarkı bi aranjman, ve'shuv itchem, türkçe versiyonuyla:
"dünyaya geldik bir kere, kavgayı bırak her gün bu şarkıyı söyle..."
söyle blog, bizim şarkımız olsun bu: ... Sevdikçe güler her çehre...
naber? napıyosun?
ben iyiyim galba. başlıktaki şarkıyı dinliyorum. bence saçma bi şarkı bu. ama seviyorum. saçma olması sevmemi engellememiş anlaşılan. evet.
bakalım şimdi ne çalıcaaaaaak: benim olsun bu! hadi ama winamp!
...
ne bahtsızım ben be! şarkı listesi bitmiş. hemmen şafıllıyorum bebeyim: haluk levent - yalan.
a, bak bu şarkı şaaaanedir.
"hergün unuttum diyorum
artık bitti bugün yepyeni bir gün
sonra küçük bir bakışın senin
küçücük bir gülüşün alevlendiriyor külleri
soranlara unuttum diyorum
adı neydi hatırlamıyorum
ben artık sevmiyorum
yalan
ama öyle demiyor içim
susmuyor susmuyor kalbim
hala deli divaneyim
nereye gitsem ne yapsam
herşeyde sen güzelde ve çirkinde
güzelde sevgin var insafsız
çirkinde koyup gidişin
sevmiyorum deyişin "
bak işte. yapmıcaktın bana bunu...
evet, soranlara unuttum diyorum, çemkiriyorum hatta, ama yalan be. ben biliyorum işte bunu. hala nevresimde kokusunu aradığımı da saklıyorum kendimden. halbuyse aranıyor işte.
bazen neyi özlediğimi de unutuyorum, adını unuttuğum gibi: adını unutmaya devam ediyorum.
biliyorum, girişle son pek uyumlu olmadı ama, winamp tanrıları beni sevmiyor demek ki, bugün kurban olarak beni seçtiler blog.
napalım, bu da varmış kaderde. höperim seni.
yeni şarkı bi aranjman, ve'shuv itchem, türkçe versiyonuyla:
"dünyaya geldik bir kere, kavgayı bırak her gün bu şarkıyı söyle..."
söyle blog, bizim şarkımız olsun bu: ... Sevdikçe güler her çehre...
Etiketler:
depresif dalgalanmalar,
şarkı,
winamp,
yalan
18 Mart 2009 Çarşamba
soru çözmek üzerine bir kısım düşün(eme)meler
merhaba lan blog,
bugün 282 soru çözdüm. hafiften tırlatmaya başlıyor olabilirim, bilemiyorum. ki bence, gayet mümkün bu.
profesyonel tembel, profesyonel haylaz, profesyonel öğrenci, profesyonel(negzel bi kelime oldu bu be...)... bişiler olmamdan mütevellit sıkılıyorum. benim liseye giderken de en büyük hayalim, eve gidip uyumaktı, üniversitede de, ağzını kıriiiim, çalışırken de... nedir bu lanet kardeşim!
uy-kum var!
bak, şimdi de yatsam, o çarpıntılar uyutmıcak beni. ölmüyorum, sürünüyorum ayol, durum bu minvalde yani.
hazır bahar gelmişken aşık olayım dedim, sonra üşendim. ha bak onu saydım az önce, haylazlığımdan bahsederken. bi insan aşık olmaya bile üşeniyorsa, bence, mezarını hazırlamalı. samimi söylüyorum. şimdi bak, okuyosan bunu, bunalımdayım sanacaksın. değilim, valla bak. sadece yoruldum. bi uyusam geçecek her şey.
- dünya düzelince beni uyandırın!
+ (gulp?!)
bugün 282 soru çözdüm. hafiften tırlatmaya başlıyor olabilirim, bilemiyorum. ki bence, gayet mümkün bu.
profesyonel tembel, profesyonel haylaz, profesyonel öğrenci, profesyonel(negzel bi kelime oldu bu be...)... bişiler olmamdan mütevellit sıkılıyorum. benim liseye giderken de en büyük hayalim, eve gidip uyumaktı, üniversitede de, ağzını kıriiiim, çalışırken de... nedir bu lanet kardeşim!
uy-kum var!
bak, şimdi de yatsam, o çarpıntılar uyutmıcak beni. ölmüyorum, sürünüyorum ayol, durum bu minvalde yani.
hazır bahar gelmişken aşık olayım dedim, sonra üşendim. ha bak onu saydım az önce, haylazlığımdan bahsederken. bi insan aşık olmaya bile üşeniyorsa, bence, mezarını hazırlamalı. samimi söylüyorum. şimdi bak, okuyosan bunu, bunalımdayım sanacaksın. değilim, valla bak. sadece yoruldum. bi uyusam geçecek her şey.
- dünya düzelince beni uyandırın!
+ (gulp?!)
10 Mart 2009 Salı
eszamansiz iki salincagiz ankaranin cocuk parkinda (ek$iden alıntı)
"benim zincirlerim sağlamken, kırıktı seninkiler.
sen tamir olduğunda ise ben kırmıştım zincirler...
sen sallanırken dururdum ben ,
ben sallanırken sen... "
herhangi bi gün çıkmıştın karşıma. aşıktım aslında ben o zaman birlikte olduğum kadına. kahkahaları hayatımı dolduruyor, gözleri beni büyülüyordu. yerçekimi gibi etkisindeydim. neden bilmem, seninle tanıştığımızda sarsılmadım. hayır, öyle bi anda çarpılma, yıldızların tepemde dolaşması falan da değildi. "merhaba" dedin. döndün, masana oturdun. önemsemedim bile o an seni. bizim bölümden bi kızdın işte. arada lablarda karşılaştığım, öylesine tandık bi sima.
dünya, aşık olduğum kadınla benim çevremde dönüyordu, ankara sırf bizim için vardı. sen ise, öylesine biriydin benim için. sıradan, fazlasıyla sıradan... erkeğin aşık hali deli olur, benim de tam delikanlı çağlarım. coştukça coşuyorum, derslerde bile öyle bi cesur çıkışlarım var ki, aşık olmayan yapamaz. gülümserdin bana. kimbilir kafandan neler geçerdi. merak etmezdim. kadınım, beni var eden varlığı düşünürdüm cengaverce çıkışlarımı yaparken. herkes bilirdi bizi. tahtalara vururlardı görenler, muhteşemdik...
sonra bitti.
öylesine otururken bölümün kantininde, yanıma geldin. çektin bi sandalye. "iyi misin?" dedin. iyiydim, nefes alıyor olmam iyi olduğumun yeterli deliliydi. konuştuk, lafladık. sıkıldım sonra ben, yüzüne de söyledim bunu. kalktım, gittim.
bi gün mahalledeki bakkalda karşılaştık. okula gitmeyeli çok olmuştu. onurlu bi şekilde acımı çekiyordum. şaşırdık. tesadüfler sadece 70'li yılların filmlerinde olur sanıyorduk. gülüştük de. yeni taşındığını söyledin. sadece, bizim bölümden kızdın benim için. öyle de kalacaktın.
keşke kalsaydın...
kahve içmeyi sevdik birlikte, film izlemeyi de. akşam üstleri yürüyüş de fena olmuyordu aslında seninleyken. okula bile gitmeye başlamıştım, nasıl gitmeyeyim, neredeyse sürükleyecektin beni...
sonra bi gün. tam artık benim hissettiklerimin gerçekte ne olduğunu anladığım gün. olmaz olası o gün.
cumartesi. camda bekliyorum seni. geçersin de, seni öylesine görmüş gibi olurum, kahveye çağırırım. bakkaldan ekmek alırsın nasılsa. saati 7ye kurdum. 6.30da kalktım ama. bekliyorum. 9.30 gibi göründün, bakkal tarafından, ıskaladım dedim kendime. "garanti, çakmak almaya mutfağa gittiğimde geçti." ama görmeye alışkın olduğum bakkala giderken giydiğin kıyafetler yoktu üstünde. şıktın. çok şık, fazlasıyla şık. saçların dalgalanıyordu işte. benim içimde bi nehir sana doğru akıyordu. birileri beni şehir şebeke ceryanına bağlamış gibiydim. gençtim, heyecanlıydım ve aşık olmuştum: sana. bizim bölümden bi kıza. sıradan, fazlasıyla sıradan bi kıza.
pencerede gördün beni. görmeseydim. elin bi başkasının elindeydi. üstelik adam bence hiç bi şeye de benzmiyordu. kocaman öküz gibi bi herif. hayır, kompleks değil. kendimi asla onun gibi bi öküzle bir tutamazdım. ben elbette ondan çok daha iyiydim. el salladın bana, bunlar kafamdan geçerken. çocuk- afedersin öküz- bildiğin öküz de baktı bana. konuştuk öylesine. "sevgilinmiş, haftasonu sana gelmişmiş."
uzun, çok uzun bi haftasonuydu. pazartesi okula gitmek için kapımı çaldığında açmadım. kızgındım. hakkım yoktu, ama kızgındım. servis saati geldi, geçti, gitmedin. çaldın, çaldın, çaldın. "içerdesin, biliyorum." dedin. içerideydim, ama değildim. senin için içeride değildim.
kapıyı açtım:" pardon müsait değilim" dedim. canın acısın istedim. yatağımda başka bi kadın olduğunu, belki de eski sevgilimle barıştığımı düşünmeni istedim. belki de sadece canın acısın istedin, belki de hepsini istedim.
gözlerimin ta içine, baktın. eski sevgilim gibi baktın. gözlerimin nerede kapı açtığını biliyordun sen de. ne zaman yalan söylerdi gözlerim, ne zaman söylemezdi, biliyordun. kolumu siper edip araladığım kapıdan içeri, evime, dünyama girdin. ilk değildi, ama galiba son olabilirdi...
sanki çok normalmiş gibi kahve yaptın ikimize de. bardakları alıp salona geçtin, seni beklediğim pencereye. sinirden tırnaklarımı yiyordum. senden bundan nefret edersin. bizim bölümden bi kız. sıradan bi kız.
ben sıradan erkek.
erkekliğime halel getirmeyecektim işte. "mutlu musunuz?" dedim, en yavşak sırıtışımla. gülümseyerek "mutluyum" dedin. "beni sevdiğini biliyordum onun, galiba ben de onu seviyormuşum..." dedin.
"seviyormuşsun ha?" ne de güzel bi cümle bu. sen gerizekalısın kızım, sıradan, fazlasıyla sıradansın. herif seni seviyo, yeter. zengindir de o şimdi. neler vaad etti sana? tria mı alacakmış?
bu cümleleri mide bulandırıcı bi üslupla kustum üstüne. bozmadın yine de kendini: "çok yalnızdım, biri tarafımdan seviliyor olmak hoşuma gitti. hem ben de onu seviyomuşum."
kendin hakkında rivayet kullanacak kadar salaktın işte. "neden o, peki?" dedim. yalnızlığımı fark edip, bana açılan kişi o" dedin. delirdim. "ben olsaydım?" dedim," ben olsaydım seni sevdiğini söyleyen, o boyunsuz zürafanın yerinde ben mi olacaktım?" dedim. sadece baktın. bi sigara içiminde ağladık sonra. kahveler de bittiğinde ayaklandın: "arar şimdi beni, telefon evde kalmış"
kapı eşiğinde öptün sonra beni, ilk ve son kez. "neden ondan önce söylemedin?" dedin.
gittin.
"iki rayı gibiyiz bir tren yolunun, yakın olması neyi değiştirir son istasyonun?"*
(yokoylebisevgili, 01.08.2008 02:44)
sen tamir olduğunda ise ben kırmıştım zincirler...
sen sallanırken dururdum ben ,
ben sallanırken sen... "
herhangi bi gün çıkmıştın karşıma. aşıktım aslında ben o zaman birlikte olduğum kadına. kahkahaları hayatımı dolduruyor, gözleri beni büyülüyordu. yerçekimi gibi etkisindeydim. neden bilmem, seninle tanıştığımızda sarsılmadım. hayır, öyle bi anda çarpılma, yıldızların tepemde dolaşması falan da değildi. "merhaba" dedin. döndün, masana oturdun. önemsemedim bile o an seni. bizim bölümden bi kızdın işte. arada lablarda karşılaştığım, öylesine tandık bi sima.
dünya, aşık olduğum kadınla benim çevremde dönüyordu, ankara sırf bizim için vardı. sen ise, öylesine biriydin benim için. sıradan, fazlasıyla sıradan... erkeğin aşık hali deli olur, benim de tam delikanlı çağlarım. coştukça coşuyorum, derslerde bile öyle bi cesur çıkışlarım var ki, aşık olmayan yapamaz. gülümserdin bana. kimbilir kafandan neler geçerdi. merak etmezdim. kadınım, beni var eden varlığı düşünürdüm cengaverce çıkışlarımı yaparken. herkes bilirdi bizi. tahtalara vururlardı görenler, muhteşemdik...
sonra bitti.
öylesine otururken bölümün kantininde, yanıma geldin. çektin bi sandalye. "iyi misin?" dedin. iyiydim, nefes alıyor olmam iyi olduğumun yeterli deliliydi. konuştuk, lafladık. sıkıldım sonra ben, yüzüne de söyledim bunu. kalktım, gittim.
bi gün mahalledeki bakkalda karşılaştık. okula gitmeyeli çok olmuştu. onurlu bi şekilde acımı çekiyordum. şaşırdık. tesadüfler sadece 70'li yılların filmlerinde olur sanıyorduk. gülüştük de. yeni taşındığını söyledin. sadece, bizim bölümden kızdın benim için. öyle de kalacaktın.
keşke kalsaydın...
kahve içmeyi sevdik birlikte, film izlemeyi de. akşam üstleri yürüyüş de fena olmuyordu aslında seninleyken. okula bile gitmeye başlamıştım, nasıl gitmeyeyim, neredeyse sürükleyecektin beni...
sonra bi gün. tam artık benim hissettiklerimin gerçekte ne olduğunu anladığım gün. olmaz olası o gün.
cumartesi. camda bekliyorum seni. geçersin de, seni öylesine görmüş gibi olurum, kahveye çağırırım. bakkaldan ekmek alırsın nasılsa. saati 7ye kurdum. 6.30da kalktım ama. bekliyorum. 9.30 gibi göründün, bakkal tarafından, ıskaladım dedim kendime. "garanti, çakmak almaya mutfağa gittiğimde geçti." ama görmeye alışkın olduğum bakkala giderken giydiğin kıyafetler yoktu üstünde. şıktın. çok şık, fazlasıyla şık. saçların dalgalanıyordu işte. benim içimde bi nehir sana doğru akıyordu. birileri beni şehir şebeke ceryanına bağlamış gibiydim. gençtim, heyecanlıydım ve aşık olmuştum: sana. bizim bölümden bi kıza. sıradan, fazlasıyla sıradan bi kıza.
pencerede gördün beni. görmeseydim. elin bi başkasının elindeydi. üstelik adam bence hiç bi şeye de benzmiyordu. kocaman öküz gibi bi herif. hayır, kompleks değil. kendimi asla onun gibi bi öküzle bir tutamazdım. ben elbette ondan çok daha iyiydim. el salladın bana, bunlar kafamdan geçerken. çocuk- afedersin öküz- bildiğin öküz de baktı bana. konuştuk öylesine. "sevgilinmiş, haftasonu sana gelmişmiş."
uzun, çok uzun bi haftasonuydu. pazartesi okula gitmek için kapımı çaldığında açmadım. kızgındım. hakkım yoktu, ama kızgındım. servis saati geldi, geçti, gitmedin. çaldın, çaldın, çaldın. "içerdesin, biliyorum." dedin. içerideydim, ama değildim. senin için içeride değildim.
kapıyı açtım:" pardon müsait değilim" dedim. canın acısın istedim. yatağımda başka bi kadın olduğunu, belki de eski sevgilimle barıştığımı düşünmeni istedim. belki de sadece canın acısın istedin, belki de hepsini istedim.
gözlerimin ta içine, baktın. eski sevgilim gibi baktın. gözlerimin nerede kapı açtığını biliyordun sen de. ne zaman yalan söylerdi gözlerim, ne zaman söylemezdi, biliyordun. kolumu siper edip araladığım kapıdan içeri, evime, dünyama girdin. ilk değildi, ama galiba son olabilirdi...
sanki çok normalmiş gibi kahve yaptın ikimize de. bardakları alıp salona geçtin, seni beklediğim pencereye. sinirden tırnaklarımı yiyordum. senden bundan nefret edersin. bizim bölümden bi kız. sıradan bi kız.
ben sıradan erkek.
erkekliğime halel getirmeyecektim işte. "mutlu musunuz?" dedim, en yavşak sırıtışımla. gülümseyerek "mutluyum" dedin. "beni sevdiğini biliyordum onun, galiba ben de onu seviyormuşum..." dedin.
"seviyormuşsun ha?" ne de güzel bi cümle bu. sen gerizekalısın kızım, sıradan, fazlasıyla sıradansın. herif seni seviyo, yeter. zengindir de o şimdi. neler vaad etti sana? tria mı alacakmış?
bu cümleleri mide bulandırıcı bi üslupla kustum üstüne. bozmadın yine de kendini: "çok yalnızdım, biri tarafımdan seviliyor olmak hoşuma gitti. hem ben de onu seviyomuşum."
kendin hakkında rivayet kullanacak kadar salaktın işte. "neden o, peki?" dedim. yalnızlığımı fark edip, bana açılan kişi o" dedin. delirdim. "ben olsaydım?" dedim," ben olsaydım seni sevdiğini söyleyen, o boyunsuz zürafanın yerinde ben mi olacaktım?" dedim. sadece baktın. bi sigara içiminde ağladık sonra. kahveler de bittiğinde ayaklandın: "arar şimdi beni, telefon evde kalmış"
kapı eşiğinde öptün sonra beni, ilk ve son kez. "neden ondan önce söylemedin?" dedin.
gittin.
"iki rayı gibiyiz bir tren yolunun, yakın olması neyi değiştirir son istasyonun?"*
(yokoylebisevgili, 01.08.2008 02:44)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
